LENNEP KUKLA FESTİVALİ İZLENİMLERİ |
Tarihi bir kent olan Lennep, Almanya’nın Nord und Westfalya eyaletinde Bergisches Land diye anılan dağlık bölgesinde yer alıyor. Lennep, Kuzeyde Wuppertal, Batı’da Solingen ile birlikte bir üçgen oluşturan Reimscheid’la iç içe geçmiş zamanla. Düsseldorf ve Köln’e eşit uzaklıkta bulunan bölgenin, dağlık olması yüzünden hayli yağışlı ve kapalı bir havası var. Bölge suyunun ve havasının güzelliği ile tanınıyor. Yörenin klasik mimarisinde evler karbon yapılı bir çeşit madde ile balık pulu şeklinde tabakalarla kaplanıyor. Her tabaka yağmuru önlemek için birbirinin üstüne çakılmış. Balkanlarda çatı yalıtım malzemesi olarak görülen bu madde, Reimscheid ve Lennep’te evlerin tüm yüzeylerinde kullanılmış. Çatılar bölge çok kar aldığından dik yapılmış. Evler bu karbon ile simsiyah görünürken beyaza boyalı pencere ve kapı doğramaları ve yeşil pancurları ile bir masal kitabının dekorları olacak güzellikler sergiliyor. Özellikle Lennep Güliver’in gittiği efsane Liliput gibi minyatür bir şehir güzelliği sunuyor.
Lennep’in bir başka özelliği de röntgen ışınlarını bulan Wilhelm Röntgen’in doğup yaşadığı yer olması. Röntgen adına burada bir müze var ancak gittiğimizde restorasyonu devam etmekteydi.
Reimscheid Almanya’da kullanılan en eski baraj yapısına sahip ve yörenin meşhur suyu hâlâ bu barajdan karşılanıyor. Almanya’nın 1897 tarihli en eski demiryolu köprüsü Müngstener Brücke’de burada. Reimscheid ve Solingen’i birbirine bağlıyor.
Eskiden burada yaşayan insanlar yüzünden Almanya’nın Teksas’ı adı ile anılan bölgede, şu an bizdeki gibi aklına esenin havaya ateş ettiği çok olurmuş. Bunun sonucunda çeşitli kazalar ve yürek çarpıntıları yaşanmış. Dönemin belediye başkanı bunu yasaklayıp ilk atıcılık kulübünü kurmuş. İsteyen oraya gidip bu duygusunu gidersin, canı isteyen rastgele evinin arka bahçesinde ateş etmesin demiş. Ve bu karara dağlı insanların hepsi uymuş. Darısı bizim başımıza diyelim.
Almanya’da Türklerin yoğun yaşadıkları bir bölge olan Bergisches Land pek çok Türk Derneği’ni barındırıyor. Kayserililer çoğunluğu oluşturuyorlar. 1970’lerin Türkiye’si gibi ayrı ayrı fraksiyonlar burada halen görülebilir. Türkler biraz parçalanmışlık içinde yaşıyorlar. Alman hükümetinin işine gelen bir durum olduğunu söyleyebilirim.
Bölge hakkında bu kadar bilgiden sonra gelelim festival bölümüne. 8 Eylül’de işimizi yapmaya başladık. Öğretmenlerin katıldığı bir workshopla yaptığımız sanatı tanıtıp tasvirleri yaptık. Bu workshop istek üzerine bir kez daha tekrarlandı.
9–11 Eylül arasında düzenlenen Kukla Festivali’ne Şehir Meclisi’nin davetlisi olarak katıldım. Bizi daha önceden “Köln Türk Alman Tiyatro Festivali”nde izleyenler tavsiye etmişler. Festival mekanları Lennep’in en gözde yerleri. İlk gün Rotationstheater’da açılış oyunu olarak “Der dicke fette Pfannekuchen” adlı oyunu izledik.
Masa kuklası tarzındaki oyun dinamik yapısı ve oyuncunun başarısı ile küçük büyük herkesi hayran bıraktı. Karışık teknik kullanılan oyunda el kuklası, gölge oyunu ve aktörün kendisi vardı.
Oyunlar Rotationstheater, Evangelist Stadtkirche, Klosterkirche, Mollsche Fabrik, Die Welle Kinder und Jugendzentrum’un yanısıra açıkhavada da oynandı. Açık hava mekanları Wetterauer Strasse, Kraspütt, Oberer Alter Markt, unterer Alter Markt’tı.
Biz de ilk oyunlarımızı Rotationstheater’de oynadık. Çocuk seyircinin yoğun olduğu oyunda Türk çocukların katılımı Alman öğretmenleri ve izleyicileri şaşırttı. Sözün daha az olduğu “Karagöz Elmaşekeri” oyununda bu ilgi daha da arttı. Türk izleyicilerin “gülmemek için kendimizi zor tuttuk” sözü ise beni şaşırttı. Neden gülmediniz diye sorduğumda aldığım cevap daha da şaşırtıcı oldu. “Almanlar dili bilmiyorlar şimdi gülersek onlara ayıp olur!”
İkinci oyun mekanımız Die Welle Kinder und Jugendzentrum idi. Mekanın seyirci rekorunu kırdığımızı bize görevliler söyledi. İstek üzerine “Karagöz Elmaşekeri” oyunu tekrar çocukların beğenisine sunuldu.
Alter Markt’de Puppenburger TurmTheater’ı izledik. Klasik Alman el kuklası olan bir Kasper oyunuydu. Taşınabilir sahne ile her meydanda rahatlıkla oynayabilir. Kirchplatz’de Pappmobil’in iki oyunu “Rumpelstilzchen” ve “Rotkappchen” izleyebildiklerimiz oldu. Burada ana dilin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Almanca rahat diyalog kuran oyuncular, Alman çocuklarla çok rahat iletişim kurdular.
Bu festivalde izlediğimiz bir diğer oyun “Momo” idi. Eski bir kilise binası olan Klosterkirche, kültür merkezine dönüştürülmüş ve bu tarzda etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Momo, çocuklar için ağır gelen felsefî konusu ile daha çok büyüklerin ilgisini çekti. Uzun süresi ve ağır havası ile kilisenin atmosferine uygun bir oyundu.
17 Eylül’de Gelsenkirchen’de öğretmenlerin katıldığı bir toplantıya davetli idim. Seçim arifesinde eyalet hükümetlerinin aldıkları ve almayı düşündükleri eğitimle ilgili tasarılar ve kanunlar konuşuldu. Almanya’da yabancı çocukların eğitimlerinde karşılaşılan sorunlar Türk çocukları bazında irdelendi. Ana dil eğitimine özellikle önem verilmesi ve bunun yolları konuşuldu. Toplantı sonrası oyunumuzu oynadık. Dil sorunu olmayınca beğeni ile karşılanan özel bir oyun oldu.
Seçim günü 18 Eylül sabahı akşamdan kalan sorulara cevaplar verildi. Oynatım ve yapım teknikleri üzerine konuşuldu.
Toplantı sonrası Reimscheid’a dönüp akşam SPD bölge milletvekili adayı Jürgen Kucharczyk’in davetlisi olduğumuz baloya gittik. Reimscheid Belediye Başkanı bayan Beate Wilding ile tanıştırıldım. Burada dikkatimi çeken bir siyasi olgunluktan söz etmek isterim. Benim için ilk şok, tüm partiler aynı salonda kurulan ekrandan sonuçları birlikte izlediler. Bırakın kavga çıkmasını ses bile yükselmedi. Öyle ki ben oranın sadece SPD’ye ait olduğunu sanmıştım. Bizde aynı siyasi parti içinde bile ne kavgalar olmakta iken burada alkol oranı yükseldiği halde bile kimsenin sesi yükselmedi.
Daha sonra ikinci şoku SPD binasındaki baloya gittiğimizde yaşadım. CDU adayı eski belediye başkanı (Helmut Kohl gibi iri bir adamdı), SPD’den seçimi kazanan Jürgen Kucharczyk’in balosuna yalnız başına gelip onu içtenlikle tebrik etti. Şimdiki belediye başkanı ile gayet samimi konuştu. Sonra eline bardağını alıp bir köşeye oturdu ve herhangi bir sataşmaya maruz kalmadan insanlarla sohbet etti. İlerleyen saatlerle birlikte ben de balodan ayrıldım. Berlin’e, Alman Meclisi’ne gidecek Jürgen Kucharczyk’e Berlin yolunu sormam onları hayli güldürdü.
Mart ayında geldiğimiz Köln’de, oyunlarımızı oynadığımız Studiobühne’nin davetlisi olarak 21 Eylül akşamı “No: 5” adlı dans tiyatrosunu izledik. Ertesi gün Hennesien Kukla Tiyatrosu önünde Theater und Ruhr’dan Rewal Rozvera ile karşılaştık. Rhein kenarında oturup gelen geçen Almanların ilgisini çekecek kadar başarılı olan bir şarkı söyleme çabasına giriştik. Hani derler insanın sesi hamamda güzel çıkarmış, onu bilmem. Benim sesim Rhein kenarında öyle güzel geldi ki kulağıma, (dinleyenleri bilmem) şu müzikal trendlerine ben de bir katkıda bulunayım demeye başladım.
Neyse efendim Almanya’da daha uzun kalacaktık ancak İstanbul’da işler birikmiş beni beklemekteydi. İki Türk derneğinin isteği üzerine oyunlarımızı bir kez de onlar ve çocukları için oynadık. Ondan sonra ver elini İstanbul.
Bir kez daha gördük ki bizim kukla geleneğimiz ile Avrupa’nın kukla geleneği arasında pek bir fark yok. Ancak onlarda kukla, Dramada ağırlıkla kullanılan bir teknik olarak ön plana çıkarken bizim sadece Ramazan aylarında hatırlanmamız en büyük handikapımız. Ve gölge oyununun, Karagöz’ün büyüsü, dili bilen bilmeyen tüm insanları sararken biz bunu uygulayacak zemin arıyoruz ya ne diyeyim ben...